“Milli şairimiz “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar, hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?” diyor. Tarih hakikaten tekerrür ediyormu, ne durumdayız? Bunu çok ciddi şekilde düşünmek zorundayız. Osmanlı 1800′lü yıllarda başlattığı reform hareketleri ile bugün Türkiye’de başlayan ve süren AB süreci hemen hemen birebir örtüşüyor. Osmanlı’yı çökertme noktasına getiren safhalara baktığımızda, Baltalimanı Antlaşması* bugünün Gümrük Birliği Anlaşması’na denk düşüyor. Tanzimat* ve Islahat* Fermanı bugünkü AB sürecine ve uyum yasalarına denk düşüyor. Galata bankerleri ve uzantıları, IMF, Dünya Bankası gibi küresel tefecilere denk düşüyor. 1854′te sıfır borçlu olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yapmış olduğu ilk borçlanma ve ondan sonra içine düşmüş olduğu sarmal, Düyun-i Umumiye’ye* kadar gelen sarmal, bugün Türkiye’de içine düşürülmüş olduğumuz borç sarmalına denk düşüyor. Yani oyun teorisi aynen Türkiye üzerinde de devam ettiriliyor. Dün meşrutiyetin ilanını İstanbul’da maytaplarla kutladık, sonra azınlıkların çığırdan çıkmasına ve Osmanlı İmparatorluğu’nu her tarafından paramparça edilmesine sebep oldu. Şimdi de AB tam üyeliği için müzakere süreci aldık diye habai fişeklerle kutlamalar yapıyoruz. Korkarım ki ve görüyorum ki bu süreç Osmanlı’nın aydın ihanetine uğrayarak parçalanma sürecin gelişi gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin de bir azınlıklar cumhuriyeti haline dönüşmesi ve parçalanma sürecine sokulmasına sebep olacaktır. Tarih bütün bu anlamda tekerrür ediyor, birebir örtüşüyor. Ama unutmayalım ki tarihin bir tekerrürü daha var o da İstiklal Harbi’dir. Önümüze konulmuş bir Sevr vardı, şimdi ikinci Sevr konuluyor. Ama Sevr’i batılıların çöp sepetine atan ve onların boğazına tıkayan bir Kuvayi Milliye vardı. Bugün de onların çocukları bu vatanın, bu devletin, bu milletin sahipsiz olmadığını gösterecek iradeye ve kararlılığa sahiptirler. Bu anlamda tarihi tekerrür ettirmek istemiyorsak, tarihin kırılma noktasında üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek mecburiyetimiz vardır. Bu sorumluluk, mandacılığa, himayeciliğe karşı millet onurunu çiğneyen bu teslimiyetçi anlayışlara karşı Türk milletinin yeniden kendi değerlerine dönüşünü, kendi kararlarıı ortaya koyuşunu sağlamak gibi bir sorumluluk üzerimizde var.”
(Adam Gibi Adam, Selim Çoraklı,
Popüler Yayıncılık, İstanbul, Sayfa: 163-164)
(Tanımlar şahsıma aittir)